Sevmenin Zamanı

Yahudi ailelerin tepkisi daha sert oluyor

Musevi Frida’yla Müslüman İsmail’in engellerle dolu aşkını anlattığı ilk romanı ‘Sevmenin Zaman’ıyla raflarda yerini alan gazeteci Liz Behmoaras ’la ötekileştirmeyi, farklı dinlerden gelenlerin yaşadığı aşkın zorluğunu ve Türkiye’de Yahudi olmanın değişimini konuştuk.

Bugüne kadar hep biyografi yazmıştınız. Roman yazmaya nasıl karar verdiniz?
– Biyografi yazarken hoşuma giden, keşif unsuru… . Ancak sadece belgelere dayalı yazılan kitap oldukça kısıtlı kalıyor. Roman yazarken daha özgür hissediyorsunuz. Bir o kadar da sorumluluk tabii… Aslında her kitabım yayınlandığında galiba biraz korkuyorum.

Eleştirilmekten mi korkuyorsunuz?
– Eleştiri hep var ve olacak. Her kitap istisnasız eleştiriliyor. Bu durum bana, yazarın okuruyla baştan imzalamış olduğu bir sözleşme gibi geliyor. Korkum başkasının tepkisiyle değil kendi hislerimle ilgili. İç dünyamı herkese açmak, bir nevi çıplak kalmaktan korkuyorum. Yazma süreci boyunca yalnızsınız. Kitap raflarda yerini aldığında onu ve kendinizi herkesle paylaşıyorsunuz. Bir nevi ‘şok’ bu. Korkum o şoku atlatıncaya kadar.

Siz yaşadınız mı böyle bir aşk? Kitapta sizin hayatınıza dair neler var?
– Benim ve yakınlarımın hayatına dair ipuçları elbette var. İnsan en çok bildiğini, gördüğünü, yaşadığını yazmaya meyilli. Ama romanımdaki kadın kahramanla arama mesafe koymak, bir tutulmamak için onu, benim gibi ataları İspanya’dan göç etmiş bir Sefarad değil Odesa kökenli bir Aşkenaz olarak kurguladım. Aşkenaz kadını dünya edebiyatında çok işlenmiş. Güçlü, pratik zekâlı, ailesine kol kanat geren, hatta bazen bunu abartan bir kadındır. Frida da öyle.

TÜRK BAMBAŞKA GEZEGENDEN GİBİ

‘Sevmenin Zamanı’ ne hakkında?
– Roman iki tıp öğrencisi İsmail ve Frida’nın aşkı hakkında. Erkek Müslüman, kadınsa Yahudi. Aşklarının başlıca sahnesi kapakta da yer alan İstanbul Üniversitesi. Zaten bu tür bir aşk, ancak değişik ortamlardan kız ve erkeklerin birlikte okuduğu bir üniversitede filizlenebilirdi. Başka türlü herkes kendi muhitinde yaşardı. Frida’nın annesi zaten bir yerde, ‘Kız ‘Beyazıt’lara’ yollanırsa eve hem komünist fikirlerle hem de bir Türk nişanlıyla döner’ diyor. ‘Türk nişanlı’ derken bambaşka bir gezegenden gelen birinden bahseder gibi. Kitap bir erkek, bir kadın, engellerle dolu bir aşk, savaş, savaşın getirdiği acılar, birbirine tuzak kuran casuslar, farklı olanın itilmesi, ondan korkulması, Yahudilerin dünyanın dört bir tarafına savruluşları ve zaman hakkında. Daralan, esneyen, bazen boş geçen, bazen dolu dolu yaşanan zaman… . İstanbul da önemli. Beyazıt, Beyoğlu, kayıp cennetim Moda da romanın önemli unsurları.

Çevrenizde kitaptaki gibi aşklar yaşandığını duyar mıydınız?
– Çocukken, bu tür hikâyelerin anlatıldığını duyardım, hepsi birbirinden ürkütücüydü. Uzaktan akrabam bir kız, Müslüman birine kaçtığında ailesi onu yok saydı. Bir daha görüşmedi.

ORTA ASYALIYIZ SANIYORDUM

Bu aşk günümüz Türkiye’sinde yaşansaydı farklı mı olurdu?
– Elbette daha kolay olurdu. Romanın geçtiği İkinci Dünya Savaşı milliyetçi duyguların kabardığı, vahim bir hal aldığı bir dönemdi. Ötekileştirme, farklı olanı hor görme erdem sayılıyordu. İnsanlığın bu konuda kat edeceği çok yol var ama ilerleme sağlanıyor, eğitimle zihin kalıpları yavaş da olsa değişiyor. Tabuların giderek yıkıldığı bir dönemde yaşıyoruz.

Türkiye’de Müslüman ailelerin tepkisi mi Yahudi ailelerin tepkisi mi daha sert sizce?
– Galiba Yahudi ailelerinki daha sert! Daha çok Yahudi ailelerin tepkisini duymuş olduğumdan böyle düşünüyor da olabilirim.

Adı nasıl kondu kitabın?
– Adı Hz. Süleyman’ın özlü sözüne atıfta bulunuyor: “Her şeyin mevsimi, gökler altında her olayın bir zamanı vardır. Sevmenin zamanı, nefret etmenin zamanı, barışın, savaşın zamanı…”

Frida’nın ailesinden farklı bir ailede mi büyüdünüz?
– Sıradan, klasik bir Türk-Yahudi ailesinde büyüdüm. Okula kadar epey ‘tecrit’ halinde, Türkiye gerçekliğine kapalı büyüdüm çoğu Yahudi gibi. Belli semtlerde oturuyorduk. İlkokulda farklı isimler taşıdığımızın, farklı dil ya da diller konuştuğumuzun bilincindeydik. Fakat kafam hâlâ epey karışık olmalıydı ki bir tarih dersinde, daha önce duymuş olduğum gibi, gururla “Sonuçta biz hepimiz Orta Asya’dan geliyoruz” dediğimi hatırlıyorum. Hoca bilmiş bilmiş gülümseyerek “Hayır evladım, sen değil” demişti. Evde Yahudilik hakkında fazla bir şey anlatılmamıştı. Belki de o açıdan diğer ailelere pek benzemiyorduk. Kendimizi sorgulamadan yaşayıp gidiyorduk.